Spor, stresin 'can düşmanı'

Kasları çalıştıran, terlemeyi, dolaşımı ve solunumu artıran spor, vücuda tatlı rehavet hissi veren endorfin hormonunun salgılanmasını sağlıyor.
Uzmanlar, gelişen teknolojiyle birlikte kendi doğasından uzaklaşıp, gitgide hareketsizleşen insanın ''bazı hormonlarının salgılanmasının unutulduğunu'' belirttiler.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ergen, ''Biz, modern çağ insanları, bu hormonal eksikliği kapatmak için çeşitli yollar arıyoruz. 'fitness' programları geliştirip, yoğun egzersizlere katılım için kampanyalar düzenliyoruz'' dedi.
İnsanın doğal ihtiyacı olan hareketi yerine getirememesi sonucunda, kilo artışı, eklemlerde bozulmalar ve farklı kronik hastalıkların ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Ergen, ''Zaten bu sağlık problemleri de insanda stres yaratıyor. Koruyucu yönüyle egzersiz yapmak, ileride oluşabilecek strese karşı bir sigorta diye de düşünülebilir. Spor, rahatlatıcı olan başarı duygusunun yanı sıra terlemeyi, dolaşım ve solunumun artmasını, kasların çalışmasını, en önemlisi de vücuda tatlı bir rehavet hissi veren endorfin hormonunun (mutluluk hormonu. beyin dokularında bulunan ve morfin kadar güçlü ağrı kesici özelliği olan bir grup proteinin ortak adıdır. endorfinlerin beyindeki "haz merkezleri" ile ilgili olduğunu gösteren güçlü kanıtlar vardır. bu maddelerin etki mekanizmasının ve beyindeki endorfin alıcılarının saptanması, uyuşturucu bağımlılığının ve kronik ağrıların tedavisinde büyük önem taşır, seratonin ile birlikte harikalar yaratan hiperaktivite hormonu) salgılanmasını sağlıyor. Egzersizden sonra hissettiğimiz rahatlama, bununla açıklanıyor'' diye konuştu.
SPOR, KENDİNE GÜVENİ DE SAĞLIYOR
Ergen, uzun süre yapılan egzersizle birlikte, kas kitlelerinin yanı sıra vücut direncinin, dayanıklılığının ve kuvvetinin de arttığını vurgulayarak, egzersiz yapıldığında vücudun kondisyonu üst seviyeye çıktığı için kişinin, zorlu işlerin üstesinden daha kolay geldiğini kaydetti.

Sporun, günlük yorgunlukları da azalttığını söyleyen Prof. Dr. Ergen, ''Egzersizler, uykuyu ve beslenmeyi düzene sokuyor, iştahı açıyor. Özellikle vücuduyla ilgili estetik kaygı duyan insanların, sporla birlikte biraz kilo verince, kendilerine olan güvenleri artıyor. Bu mutluluk hissi de stresin azalması sağlıyor'' dedi.
Türkiye'de egzersize katılımın, önceki yıllara göre arttığını ifade eden Ergen, ''Bu konuda çok çeşitli kurumlar, kuruluşlar destekte bulunuyor. Yerel yönetimler, semt sahaları ve yürüyüş parkurları açıyor. Köy veya kent fark etmez, insanlar artık sporun yararının farkına varıyor, daha çok spor yapıyor. Bugün sabahın erken saatlerinde ve akşam üzerleri, birçok kişinin en azından yürüyüş yaptığını görüyoruz'' diye konuştu.

Devamını Oku!

Ağız ve Diş sağlığı

DİŞ ÇÜRÜMESİ
Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır.
Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.
Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler.
Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler.
Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler.
Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür.
Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır.
Diş Eti Hastalıkları
Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır.
Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir.
Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir.
Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur?

Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir.
Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir.
Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır.
Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar.
Diş Fırçalama Tekniği
Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş macunu ağza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır.
Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Daha sonra fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür.
1. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır.
2. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir.
3. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır.
Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.
Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir.
Diş ipi kullanımı
Diş ipi, diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Çok küçük yaşlardan başlanarak uygun diş fırçalama ve diş ipi kullanma tekniklerinin öğrenilmesi gerekmektedir.
Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir.
1. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır.
2. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir.İp, dişler arasından geçirilir. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir.
3. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır.

Devamını Oku!

MODERN ÇAĞIN SİNSİ HASTALIĞI GASTRİT

Midede yanma, ağrı, bulantı, şişkinlik, geğirme, hazımsızlık… Hemen hemen herkes hayatının belli dönemlerinde bu tür şikayetlerden yakınır. Yakın bir zamana kadar mide rahatsızlıklarının başında gelen ülser yerini, son zamanlarda hızlı yaşam, güncel stres, fast food, sigara ve alkol gibi tetikleyici etkenlerle ortaya çıkan gastrit ve reflü gibi rahatsızlıklara bıraktı.
Gastrit ve reflü, bazen nefes alma güçlüğü yaşatmaları yüzünden astımla, bazen de göğüs ağrısı yaratmaları sebebiyle kalp rahatsızlılarıyla karıştırılıyor.
Gastrit zamanla ülsere dönüşebilir
Ağız yoluyla alınan yiyecekler ilk olarak ağız boşluğunda çiğnenip bir takım enzimlerle sindirilmeye başlar. Ardından yemek borusu aracılığıyla lokmalar mideye gelir. Mideye alınan gıdalar “kimus” adı verilen jöle kıvamındaki küçük paketçikler halinde ince bağırsağın ilk bölümü olan on iki parmak bağırsağına gelir. Yiyeceklerin organlar arasındaki bu hareketi pristaltik hareketlerle sağlanır. Midenin iç yüzü mukoza adındaki tabaka ile kaplıdır. Mukoza tabakasındaki değişik hücre çeşitleri sindirimde gerekli olan hidroklorik asit, pepsin gibi sindirim enzimleri ve bazı hormonları salgılar. Gastrit, mide mukozasının iltihabıdır ve sıklıkla kronik şekilde gözlemlenebilen gastritin, akut formu da görülür. Ülsere göre daha yüzeysel olan gastrit, zamanla derinleşerek ülsere geçiş yapabilir. Gastriti; genel olarak mikrobik nedenlere bağlı gastrit, ilaçlar ve kimyasal maddeler, alkol gibi sebeplere bağlı gastrit olarak üç başlık altında inceleyebiliriz.
Alkol, sigara, stres hastalığı tetikliyor
Gastritin en önemli nedenleri arasında helicobakter pylori enfeksiyonu yer alır. Bu bakterinin çocukluk çağlarında vücuda alındığı ve yıllarca barındığı düşünülür. Ayrıca beslenme alışkanlığı gastrit oluşumunun en önemli faktörlerinden biridir. Kötü ve gelişigüzel beslenme, alkol kullanımı mukozayı tahriş ederek gastrite neden olur.sigara kullanımı ise mide üzerindeki asit salınımını arttırarak mukozaya zarar verir ve gastrite neden olur. Güncel stresler de gastritte önemli etkendir. Bir takım ilaçlarda mideyi tahrip edebilir. Bunların arasında bazı ağrı kesiciler gelir.
Sebebe göre tedavi yöntemleri
Kronik gastrit, genelde çok az belirti verir ya da belirti vermeden seyreder. Uzun süre mide iltihabı yüzünden karnın üst tarafında ağrı, mide bulantısı ve kusma meydana gelebilir. Ayrıca geğirti, şişkenlik ve iştah kapanması görülebilir. Akut gastritte midede yanma, basınç ve ağrı görülür. Hastalar aç karnına ağrının arttığını, yemekle azaldığını ifade eder. Bulantı ve kusma bunlara eşlik edebilir. İlaç ve alkol mide yüzeyinde yaralara neden olabilir. Gastritin kesin teşhisi için endoskopiyle mideden alınacak parçanın patalojik incelemesinin yapılması gerekir. Gastrit tedavisi sebebe göre yapılır. Çoğu zaman mide asidinin azaltılması şikayetlerin hafiflemesini sağlar. İlaç tedavisiyle birlikte, diyet tedavisi de uygulanır. Sigara ve alkol kullanımının mutlak kesilmesi gerekir. Gastrit tedavisinde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus mideyi yoracak yiyeceklerin kullanılmamasıdır. Mideyi yormamak için hazmedilmesi zor olan besinler olan lahana ve baklagillerden, karbonik asit içeren içecekler olan kola, gazoz ve limonatadan, tatlı ve yağlı yiyecekler sınıfına giren kebap ve pastadan, hızlı yemek yemeden, hareketsizlikten, stres, endişe ve mide rahatsızlıklarında uzak durulması gerekir. Bu tedavilerin yanı sıra bir takım bitkiler de hem iyileşme sürecinin, hem de sindirim sisteminin rahatlaması açısından hastalara yardımcı olabilir. Örneğin rezene anti-bakteriyel etkisiyle beraber fazla gazların giderilmesine yardımcı olur. Rezene ile aynı etkilere sahip olan anason ise ayrıca hazmı kolaylaştırıcı etkiye sahiptir. Papatya mideyi dinlendirip rahatlatırken, nane ise midedeki şişkinliği alarak hazmı kolaylaştırır. Nanenin ayrıca dezenfekte edici ve gaz oluşumunu önleyici etkisi bulunmaktadır.

Devamını Oku!

TOP 10 MOVIES 2009

  • Avatar
  • Law Abiding Citizen
  • Brothers
  • Gamer
  • Broken Embraces
  • Jennifer's Body
  • A Perfect Getaway
  • The ugly Truth
  • He is just not that into you
  • Feast of Love

MUTLAKA İZLEYİN

  • WHITE NIGHT
  • WHITE VENGEANCE
  • TRUE LEGEND
  • THE SORCERER AND THE WHITE SNAKE
  • THE RETURN OF CHEN ZHEN
  • THE LOST BLADESMAN
  • THE FLOWERWS OF WAR
  • IP MAN 1-2
  • SWORDSMEN
  • A MOMENT TO REMEMBER

TV-Diziler

  • The Mentalist
  • Friday Night Lights (NFL)
  • The O.C.
  • How i met your mother
  • The Tudors
  • Entourage
  • Californication
  • Prison Break
  • Battlestar Galactica